« Önceki | Sonraki »

29/8/2009

Saçlarını Zindan Zindan Sal Bugün



Bu sevda aklımı baştan alalı
Bir hırçın denizim deli dalgalı
Bir Yunus ol göğsü pul pul kınalı
Gözlerime birer birer dal bugün

İç çekelim kör düğümlü yollara
Ya benim ol ya benimle öl bugün
Hıçkıralım boşa geçen yıllara
Yanağımı kirpiğinle sil bugün

Teller bir bir koptu, paramparça saz
Dört duvar içinde esiyor poyraz
Müebbed gönlüme ne söylesen az
Saçlarını zindan zindan sal bugün

İç çekelim kör düğümlü yollara
Ya benim ol ya benimle öl bugün
Hıçkıralım boşa geçen yıllara
Gözlerimi yanağınla sil bugün

Ya başlayıp yeni baştan sevdaya
Yanakların pençe pençe gül bugün
Kıralım kalemi nankör dünyaya
Ya başlangıç ya son olsun gel bugün

 Orhan Seyfi ŞİRİN

nnnnnn

25/8/2009

Bağlanmayacaksın

 

Farewelldj0

Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
 O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden…
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

                                                   Can Yücel


sehnazca sana çok teşekkür eder sevgilerimi sunarım...............

14/7/2009

YALNIZLIĞIMMISIN

yine sabah oluyor
kabuslarım bitecek derken
kahvaltı sofrasındaki
kalabalıkta yalnız kaldım
sen yoksun ya
öksüzüm
kimsesizim
ben seni özledikce
yalnızlığı artıyor
yoksa sen
yalnızlığım mısın
sahipsizliğim misin
hadi gel
al kollarına
yalnızlığımdan
sahipsizliğimde
kendini ve beni kurtar
sofradan kalkarken
yine oturduğu gibikalkıyorum
sesimi bii duysan
bana gelsen
sevgilim desen
koklasan
benliğimi içine taşısan
senle her yere taşınsam
senin olsam
yalnızlığımdan kurtulsam
yalnızlığımda yanında olsam
seni öpsem okşasam
bir rüya olsam
sende kalsam
sana umut olsam
yinede
benim yalnızlığım mısın

10/7/2009

GİT DESEMDE SAKIN GİTME

Nasıl baş-ederim söyle!!!
Gücüm yok kaldırmaya 'sen'sizliği
Nasıl alışırım söyle!!!
Nefesim yok en uzağa gitmeye....



.
.
.
Anlayamadım bile neden gittin
neden bu kahrolası aşkı yok ettin...
.
.
.


En adi-Ler gitmezmiydi böyle
haber-siz...
En zalim olan değilmiydi
kaçan hemde ses-siz
.
.
.
Çok iyi biliyorum
mutlusun şimdi ben-siz
sana dair tek bir olumlu cümlem yok
heybemde..
keşkeLer kaldı tozlanan dilimde
tek bir şey biLe söylemedim dost dediğime!!!
bi seni sordular
bide gözümden akan şeyleri
bi biLseler
gözümden akanların yaş deilde sen olduğunu...
.
.
.
Tek tek düştün gözümden
parça parça
damla damla
azar azar
yok olur gibi
biter gibi
içimdeki sen
gözlerimden aktı
düşerken sen
içim hiç acımadı
.
.
.
Şİmdi daha iyiyim daha iyi
sen'den temizLendi yüreğim
attı üzerindeki en ağır yükünü
iyi oldu çok daha iyi
Eller senin olsun sen ellerin
kim sevecek sanıyorsun seni ...
kim her bakışına ömrünü verir ki
kim bir sözüne bin anlam yükler benim gibi
kim her gece seninle aynı saatte uyur ki

rüya'lard karşılaşırz diye..

kİm-SE 

10/6/2009

AŞK

Aşk...
Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde... Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan... Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki... Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki...
Aşk… ?
Yanıtına sığındığımız bir soru daha…
Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.
Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.
Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk’ı bir varlık olarak ele alıp, “aşk nedir” sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği, Afşar Timuçin’in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut’un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse’un Eros ve Uygarlık, Erich From’un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.
Bunların yanısıra, bilim alanından da, özellikle psikolog ve psikiyatristler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.
İster bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin temelinde, buna girişen bireyin, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta, sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini... Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik... Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma yada gizleme çabasıdır. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının...
Örneğin;
“Aşk şiddettir.”
“Aşk tutkudur.”
“Aşk iradedir.”
“Aşk iradesizliktir.”
“Aşk uysallıktır.”
“Aşk sahibine yaltaklanmaktır.”
“Aşk kediliktir.”
“Aşk ihanettir.”
“Aşk köpekliktir.”
“Aşk sadakattir.”

Tanımlarının her birinde gizlenen bireysel yaşantılar ve bunlara dayanan öznel anlamlandırmalar vardır. Ancak tanımın genelliğinden dolayı, bunları okuyanlar, bu tanımları verenlerin/yapanların bireyselliğini düşünmez bile... Oysa bu tanımlar, gerçekliğini esas olarak, tanımı yapanın, adına “aşk” dediği ilişkide bulur. Daha ötesinde değil... Acaba yaşanan gerçek bir aşk mıydı? Okuyan bilebilir mi ki bunu...
Aşk’ı varolana aşkın kılmaya çalışmanın anlamı da gereği de yoktur. Aşk metafizik bir şey olmadığı gibi, herhangi, sıradan denilebilecek bir şey de değildir.
Aşk ilişkidir
Ne var ki her aşk, karşılıklı yaşanan gerçek bir ilişkiye dayanmadığı gibi, her ilişki de aşk değildir. Adına aşk denilen ilişki, diğer tüm insan ilişkilerinden farklıdır. Hem öznesi ve özne/nesnesi hem de yaşanışı açısından...
Aşk ilişkidir’ önermesi, “nedir” sorusuna genel bir yanıt olsa da, kendi başına açıklayıcı değil elbette. Bundan dolayı sorular sormak gerek yükleme. Aşk nasıl bir ilişkidir? Aşk neden bir ilişkidir? Bu ilişkiyi diğer insan ilişkilerinden ayırıcı ve ayrıcalıklı kılan nedir? Soruları çoğaltmak mümkün ama, gerek yok şimdilik...
Aşk, düşünsel, duygusal, bedensel boyutuyla, öznenin özne/nesnesini bütünsel anlamda fethetme ve onun tarafından fethedilme isteğine dayanan bir ilişkidir. Öznenin, özne/nesnesiyle buluşamadığı ya da özne/nesnenin idealleştirildiği yerde, gerçek, yaşanan bir aşk yoktur. Ki “platonik aşk” denilen ve giderek hastalıklı bir hal alan bu durumda gerçek bir aşktan değil, saplantılı bir bilinç halinden söz edilebilir yalnızca... Çünkü ortada ilişki yoktur. İlişkinin olmadığı yerde de aşk...
İnsanın hem en güçlü, hem de en zayıf olduğu ilişkidir aşk... Çünkü çırılçıplak yaşanır; düşünsel, duygusal ve bedensel boyutuyla... Teklifsiz, beklentisiz, çıkarsız ve ikircimsiz yaşanır. Ki orada, ne bir gonca gülün gölgesine yer vardır ne de bir kuş kanadının...
Eğer bunlar, “acaba”, “ama”, “ancak” gibi sözcüklerle peydah olursa bir ilişkide, biline ki aşk sırra kadem basmıştır çoktan... Ve onun adı artık aşktan başka her şey olabilir... Ama asla aşk olamaz

4/6/2009

AŞK DUASI


Rabbim
Bir insan koy kalbime Ama o insan senin de sevdigin olsun
Ve bana öyle bir insan sevdir ki
O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
Onunla bulusmus olan sen olasin
Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun
Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim
Oyle bir sevgili verki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin
Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem´e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgimizle
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin
Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden bize seslensin
Ve desin ki;
"Bak ya Muhammed bak su sevgililere
onlar bizde... bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..
 

1/5/2009

SUS NOLUR

SUS nolur! "

Gözlerine bakmak geliyor içimden,konuşma sakın..


"DİNLE nolur!"

Söylediklerimi degil gözlerimi dinle..
Sözler sussun bu defa..
Sabah olmamalı,gece bitmemeli..
Şahit olmalı bu sefer ay,gidişine..
Yıldızları tek tek takmalıyım ardın sıra peşine..
Gözlerin,gecenin karanlıgını silmeli sözleriyle..

Buna rağmen gitmemelisin yine de..
Gecenin zifiri karanlıgında mavi gözlerimi ışıldatmadın bu defa..
Muhtacım ,ihtiyacım var buna..
Şimdilik gitme..


"BAK nolur!"

İkimizin yüzümüzden ne hale geldi ayrılık!!?
Onu bile elimize,yüzümüze bulaştırdık,beceremedik..
Ayrılık onurludur..
Unutma!!
Gittigin zaman geri dönmemelisin ki incinmesin gururu..




"YAPMA nolur!"

Işıgını durmadan yollamasana gecelerime..
Aydınlatmasana her seferinde karanlık gözlerimi..
"Ayrılık" bunun adı,gelip durmasana!
Her gidişinde şu kahrolası dilimi dizginlesene!
Dizginle ki sana "GiTME" demiyeyim..


Kabul et artık,ayrıldık biz..
Sabaha çıkmayan gecelerimle beni baş başa bırak..
Artık durmadan gelipte alışmamı zorlaştırma..
Artık hayalerime dokunupta ayrılıgın gururunu kırma!!


"OFFFF nolur!"

Vurdu yine saat gece yarısına..
Geldi yine ağlamaklı ayrılık sarkı tınılarını dinleme zamanı..

Hayallerim...!
Yalnız ve kimsesiz bırakın beni artık..
Getirmeyin gecelerime onu durmadan..
"Nolur diyorum, nolur...."

16/2/2009

UNUTMADIM


İlk kez unuttum seni
Biliyor musun artık ağlamıyorum da
Başımı yastığa koyup uykuya dalıyorum
Ne rüyamda görüyorum seni
Ne de hayallerimde
Biliyor musun ben artık sevmiyorum
Ne seni ne de kendimi
Belki şaşırttı seni ama doğru
Zaten sen hiç sevmemiştin ki
Vay be ne güçlü diyeceksin
Hemen unuttu
Belki de seni seven
Birini daha kaybettiğin için üzüleceksin
Üzülme sevgilim
Hiç unutabilir miyim?
HALİDE

14/2/2009

O

31/1/2009

ATATÜRK

Türk tarihi insanlığa kök olmuştur, evrenseldir,
Türk Milleti, ta Asya' nın ortasından kopup gelen,
Yeryüzünün dört yanına kol atan bir çoşkun seldir.
Hep o selin ayakları: Sümer, Elam, Mısır, Eti.
Türkiye' dir bir kolu da, en yenisi, en gürbüzü:
Tarih yeni yazmaktadır böyle güçlü bir devleti.
Bu devleti kuran kimdir?
Sensin bilir bunu cihan
Adın Kemal Atatürk' tür, büyük, küçük tanır seni.
Sensin Türk' e yol gösteren, sensin bize ulu başkan.
Damarında akan kanda milletin öz kanı var,
Bileğinde milletin yenilmeyen öz kuvveti.

Yüreğinde, bütün Türklük tarihinin volkanı var.
Görüşünle vatanını ölümlerden sen kurtardın;
Düşmanları bu topraktan denizlere sensin döken;
Yıkık yurdu can verici ellerinle sen onardın.

 Uzak, yakın geçmişlerde hiçbir eşi bulunmayan
Eserini, yarın için,Türk gencine inanladın.
Biz de onu korumaya ant içmişiz, buna inan.
Çalışmakta, iş yapmakta, yurt sevmekte örnek sensin
Bizler senin çocuğunuz, atamızsın ey Atatürk,
Kurtaransın, koruyansın, Türklüğe can verensin...

Hasan-Ali Yücel